Sayfacıbaşının Seyir Defteri: Ekim 2006

31 Ekim 2006

Hayattan saklanmak var

Hayattan bunalıp sıkıldıysanız, ama hayat sizden bıkmadıysa, saklanın hayattan!



Kaynak: strange-worlds.blogspot.com

Koş hanım, gazozda alkol varmış...


Medya gündemi Tübitak araştırma sonuçlarıyla gümbürdediğinde "bundan böyle gazoz içemeyeceğiz, eyvahlar olsun, bak alkol varmış!" iniltilerini hatırlıyorum. Çok yorum yapıldı, bilen bilmeyen çok konuştu ama üreticiler ağzını açmadı. Sonra biz de, "Anlamıştık zaten! Bakın, şimdi doğru olduğundan dolayı gıkları çıkmıyor!" düşünceleriyle cebelleştik.

Neyse zaten bilenlere bu durumu danışmadığımızda, bilen bir insan olarak Hayrettin Kahraman'ın şu yazısı çok da mühim olmasa gerek:
Dince pis olan nesne az suya veya az sıvı maddeye karıştığı zaman su ve sıvı pis olur; içilmez ve onunla dînî temizlik yapılmaz. Çok suya pislik karıştığı zaman ise suyun rengi, tadı ve kokusundan biri, katışan pislik belli olacak şekilde değişmedikçe su pis olmaz. Çok su Hanefîlere göre yeri köşeli ise yüzeyi 10x10 arşın, yuvarlak ise 36 arşın, derinliği ise bir karışa yakın yerdeki sudur. Arşın yaklaşık iki karıştır. Şâfiîlere göre iki kulledir (büyücek küp, iki kule su, yaklaşık 200 kg. sudur), İmam Malik'e göre ise az su, içine düşen pisliğin rengi, tadı veya kokusu belli olan sudur, belli olmayan su ise çok su sayılır. Buradaki ölçülere göre çok sayılan suya mesela sidik veya şarap karışsa o su pis olmaz, onunla abdest alınır ve o su –sağlığa zararı yoksa– içilebilir (İbn Âbidîn, 1984 Kahraman yayınları, C.I, s. 185,188).

Dinde hüküm yukarıda yazıldığı gibidir. Bir sıvının içine alkol karışınca hemen “bu sıvı haramdır” denemez, haram olmasına hükmetmek için yukarıda açıklanan şartların gerçekleşmesi gerekir.

Gazlı içecekler büyük tanklarda yapılıyor, bunların içindeki sıvı/su, müctehidlerin birçoğuna göre “çok”tur. Buna göre gazlı bir içeceği elinize aldığınızda koklayınca alkol kokmuyorsa, tadınca alkol tadı vermiyorsa, bakınca alkol rengini almamış ise, o içecek temizdir, helaldir.

“Çoğu sarhoş eden içeceğin azı da haramdır” kuralına göre de baktığımızda, piyasadaki gazoz ve kolaların içilebilecek çok miktarı sarhoş etmediğine göre bu bakımdan da bir sakıncası yoktur.

Gazlı içeceklerin içilmesi konusunda bir de “sağlığa tesiri” ile Müslümanların servetlerinin yabancılara –bazen de Müslümanların düşmanlarına– akması açısından bakmak gerekir. Bu bakımlardan bir sakınca varsa ilgili içecekten uzak durmak kaçınılmazdır.
Bu yazı o kadar önemli olmadığına göre kaynağı, yani burası da çok mühim değil, adresi zikretmeye bile lüzun görmüyorum.

Dolaylı mı dolaysız mı?


Ortada bir mevzu varsa, bunu dallandırıp budaklandırmadan, şöyledir böyledir demeden söylemek lazım... Yok efendim aslında ortada başka bir mesel vardıydı da, aslında biz bunlar olmasa size izin verirdik de, gibi söylemlerden kaçmalı, amacımız neyse, direk söylemeliyiz. Yanlış mı düşünüyorum?


Bakınız, bu daha güzel, en azından ne lazımsa söylemiş. Bir de şuna bakın:



İşte böyle olmalı herkes, niyetini açıkça söylemeli... Haksız mıyım?

29 Ekim 2006

Yöntem yöntem üstüne

Nerden bulaştım bu metodof momınts (Method of Moments) işine bilmem ki!
Tabii ilk başvuru kaynağımız Vikipedi (Wikipedia). O da bizi Boundıri Element Metod'a (Boundary Element Method) gönderiyor. Türkçesi de "Sınırlı Elemanlar Yöntemi"ymiş.
integral denklemler olarak formüle edilen doğrusal kısmi türevli integrallerin çözümünün numerik hesaplama metodu
Gogıl'da böyle şeyleri bulmak pek mümkün değil. Yazıp arıyoruz, karşımıza paso üniversite ders içerikleri geliyor. Yani böyle konularda yazılmış eserimiz yok. İngilizcelere bakalım desek, bir yere kadar bizi götürse de, herkesin İngilizcesi iyi değil yani...

Neyse, bu Sınırlı Elemanlar Yöntemine baktığımız zaman da yanında daha bir sürü yöntemler varmış onları da yeni öğrendim. Canım sıkıldı şimdi.

Alexa bu işe bir çözüm bulabilir mi, bir de ona soralım.

Sen tırı kullan, Leonardo da vinci

Evet, bu espriyi herkes biliyor, bir yerlerden mutlaka okumuştur. O bakımdan Da Vinci Şifresi filmine başlık ancak bu olabilirdi diye düşünüyorum.

Filmlere olan ilgimin çook uzun zaman önce başladığını sanırım sizlerle paylaşmıştım. Hatta o yazının adı da "Sinemafanatik.com forumu"ydu. O zamandan beri pek çok şey değişti. Artık sinemayla aram limoni. Bu limonata tadındaki ilişki, esasında internete olan bağımlılığımdan kaynaklanıyor. Eskiden internet bağlantım yoktu, bilgisayarla iki şey yapıyordum:

1. Diviks izlemek (DivX)
2. Şampiyonşip menecer oynamak (Championship Manager)
-unutmadan: arada bir Vaysiti de oynuyordum (GTA Vice City)

O zamandan bu zamana
neler değişti? Bunun cevabı uzun bir yazı olur. Bahsetmek istediği şey bu değildi. Da Vinci Şifresi'nden bahsedecektim. Beni sinemaya alıştıran arkadaşlarımdan aldığım filmlerden öğrendiğim kadarıyla, popüler yapımlar artık kalitesiz. Gördüğüm kadarıyla, eğer bir kitap çok satanlar (bestseller) kategorisine giriyorsa, muhtemelen bana uymuyordur. Ya da bir film hasılat rekorları elde ediyorsa, büyük olasılıkla sevmeyeceğim bir filmdir. Bunu bildiğim halde, ne diye gidip bu Da Vinci Şifresi gibi, çok konuşulan bir filmi izlemek için vakit ayırdığımı sorarsanız, sanırım cevabı ben de net olarak bilmiyorum. Olsa olsa "can sıkıntısı"dır.

Film, asıl kitaptaki hikayeye ne kadar uygun bilemiyorum, o kalın kitabı okumayı, az önce bahsettiğim nedenlerden ötürü düşünmüyorum, ama filmin senaryosu hakkında ne konuşsam saçmalamış olabileceğimden korkuyorum. Tek katıldığım nokta, "en önemlisi, senin neye inandığın". Gerisi de üstü kapalı Hıristiyanlık propagandası olarak algıladım ben. Yapım her ne kadar "efendim işte bu bir kurgudur, gerçekle neden alaka kurmaya çalışıyorsun!" derseniz, haklısınız, amma ve lakin, pek çok insan böyle anlıyor, ne yapalım.

Her neyse, zaten filmin hikaye kısmında verilen mesajlar beni sıktığı, buhranlara ittiği, daral getirdiği ve hatta "kal geldi" lafına zemin hazırladığı için, "yeter" demeyi daha uygun buluyorum.

Filmde Jean Reno'yla, daha çok Amelie filminden tanıdığımız Audrey Tatou başlıca Fransızlarımızdan. Sözü Fransızlardan açarak "Ermeni Soykırımı" yasası, ve "Fransızları protesto edelim" gibisinden sözlerle devam ettirmek mümkündü ama o konuya da girersem bu yazının sonu gelmez. Amelie deyince de "amele" laı aklıma geldi desem, ortalık iyice bulanır, bu vesileyle bu iki geyik konuyu bir yana iteliyor ve Fransız filmlerinde bolca rastlaştığımız görsel efektlerden bahsetmek istiyorum.

Her ne hikmetse, ne zaman bir Fransız yapımı filmde görsel bilgisayar efektine rastlasam hep aynı duygulara gark oluyorum. Neden hepsi biririni çağrıştırıyor? Kurtların Kardeşliği, Vidocq, Amelie... bütün bu filmlerdeki efektler birbirine benziyor, ama bir de Dövüş Kulübü (Fight Club) ve başka bir David Fincher yapımı olan Panik Odası (Panic Room)'na bakıyorum, hiç bir benzerlik göremiyorum. Bu da cevaplanmamış sorularımdan biri olarak seyir defterimin bir köşesinde bulunsun.

Artık ne hakkında yazdığımı bile unutmuşken filmlerle ilgili bir kaç site adresi yazayım, belki birileri merak ediyordur:

Amazon : www.amazon.com
Filmlerin dividikapaklarındaki resimleri felan burdan bulabilirsiniz. Mesela ben öyle yaptım.

Imdb: www.imdb.com
Sinemayla ilgili en otorite sitelerden biri. Kim hangi filmde oynadı, ne zamandı, kim yazdı yönetti gibi bilgilere ulaşmak kolay. Mesela bu yazı için ben ordan yararlandım.

Başka bir internet serüveninde buluşuncaya dek, saygılar sunuyorum.

28 Ekim 2006

Umrumda mı yabancılar...

Allah sizi ve beni inandırsın, bi' site buldum, şahane! Yabancılar için, Türkiye'den bahsediyor ama asıl değinmek istediğim nokta kılipler (klip). Daha önce Klip Sitesi diye Yuutüp(Youtube)'den bahsetmiştim, ama bu başka bir türlü:

caliptrix.ueuo.com

Bu sitede kılipleri, üstelik şarkı sözleriyle görüyorsun ki enfes bir şey.

Daha klip sitesi çook. Ama yavaş yavaş yazacağız daha...

26 Ekim 2006

Hayvanlar mes'ul müdür?

Yıllar önce Necip Fazıl'ın başından geçtiğini duyduğum bir hikayeyle meseleye girmek istiyorum.

Necip Fazıl oruç tutmaktadır ve eskiden beri tanıdığı fakat dinsizliği (ya da İslam harici tüm görüşleri) kendince bir artı olarak gören arkadaşlarından biriyle seyahat etmektedir. Yol üzerinde zayıf, içi geçmiş bir ineğe rastlarlar. Necip Fazıl'ın arkadaşı takılır:

-Bak, inek de oruç tutuyor, nasıl sıska! gibisinden bir kaç kelam eder.
Necip Fazıl hazırcevaptır:

- İnekler oruç tutmaz!

Bilmem hikaye doğru mudur, ama Necip Fazıl'ın belli bir yaşa kadar dini mevzularla ilgilenmediği, fakat bir dönüm noktasının ardından "imana geldiği" bilinen gerçeklerden. Dolayısıyla böyle bi' arkadaşının olması ve hazırcevap karakteriyle verdiği cevap mantıklı görünüyor.

Buraya nerden geldim? Az önce şu yazıyı gördüm:
Örümcek Adam hidayete mi erdi?

Altındaki resim de cabası:



Yazıyı da okumakta fayda var:

Geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanlığı çocuklar için bir namaz kitabı çıkardı; fakat bu kitap hiç de rastladığımız türden değil.

Diyanet İşleri Başkanı yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Çocuklarımızın ilgisini çekecek bir namaz kitabı düşünüyorduk. Bunun için sevilen bir çizgi kahraman olan Örümcek-Adam’ı kullanma fikri bize uygun geldi. Biliyorsunuz ‘Örümcek’, mağaranın girişine ağ örerek müşriklerin girmesine engel olduğu için İslam dünyasında ayrı bir yeri vardır.

Kitabın içerdiği temel dini bilgilerin yanı sıra sonuna da bir Örümcek-Adam macerası eklenmiş. Fakat bu çizgi romanda bildiğimiz Örümcek-Adam`la karşılaşacaklarını uman küçükler hayal kırıklığına uğrayacaklar, çünkü burada namazı kaçırmak üzereyken örümcek hisleri zil çalan, suçlularla savaştıktan sonra dini sohbete giden bir Örümcek-Adam profili çizilmiş. Kitabın sonunda Örümcek-Adam`ın kendisine özenen çocuğa söylediği söz ise kitabın genel düşüncesini özetliyor: “En büyük süper kahramanlık kişinin kendi ahiretini kurtarmasıdır.

Kitaba tepkiler büyüyor

Kitaba ilk tepki yurtdışından geldi. Amerika`da öfkeli bir grup Spider-Man fanatiği, Marvel Comics binasının önüne siyah Örümcek-Adam kostümü bıraktıktan sonra kitap aleyhinde sloganlar atmaya başladılar. Bu eylem üzerine bir yetkilinin: “Bu olay paralel evrenlerin yalnızca bir tanesinde geçiyor. Bunların sonsuz sayıda olduğu göz önüne alındığında bu kadar büyütülmesi anlamsız.” açıklamasında bulunması öfkeli kalabalığı sakinleştirmeye yetmedi.

Ülkemizde de İslamcı kesimden bir grup, Örümcek-Adam'ın giydiği kostüm nedeniyle alnının yere temas etmediği için kıldığı namazın kabul olmayacağını savunurken bir kısım da suçlularla sürekli savaşıp yaralanan bir süper kahramanın Şafi mezhebinden olmasının daha uygun olacağını öne sürdü. Dakik gazetesinden bir köşe yazarı ise: “Piyasada tonlarca süper kahraman dururken Örümcek-Adam’ın seçilmesi bütünüyle yanlış. Böyle yaparak bizlere örümcek kafalı diyenlere malzeme çıkarıyorsunuz. Aferin.” eleştirisinde bulunmuştu.

Neresinden baksam, içimden gülmek geliyor. Tam bir Şov tivi haberi! yo hayır, Flaş tivi daha yerinde bir benzetme olacaktır. Aslının olmadığına adım gibi eminim ama, mesele haberin gerçekliği değil.

Şimdi ben de aynı safta yerimi alarak, düşüncelerimi paylaşırken sormadan edemiyorum; örümcek gibi hayvanların ibadet mes'uliyeti var mı? Buna da cevap versin yetkililer...

Kaynak bağlantıyı da koyalım tam olsun:
www.haybedergi.com/spideynamaz.html

Gelmiş geçmiş ne kadar bayramınız varsa...

Malum, Ramazan bayramını bir kaç gün önce kutladık. Uzun yollar gittim memlekete doğru, ve memlekette de bilgisayardan uzak kaldım. Bana terapi gibi geldi. Paso internet başında o site senin bu site benim sörf yapmaktan, yaşadığımı unutmuştum nerdeyse...

Neyse üç saat yol gittim, araba kullanmaktan belim ve sırtım ağrımak istediler, ve ağrıdılar. Koltuk ayarını yapınca biraz olsun kendime gelebildim. Şimdi iyiyim gibi.

Bir zamanlar dersanede bir hocamız bayram dönüşü şöyle demişti:
Gelmiş geçmiş ne kadar bayramınız varsa hepsini kutlarım

Bunu öyle bir tarzda söylemişti ki, bir an küfür edecek sandık. Gelmiiiiş geçmiiiş ne kadar...

Ben de geç kalmışlığımla, hepinizin gelmiş geçmiş ne kadar bayramınız varsa, hepsini külliyen...

12 Ekim 2006

Bildir, geç...

Son bulduğum fare muhabbeti üzerine bildirgeç diye bir sitede linkimiz çıkmış, dünyaya açılıyoruz hani, hey be! Daha ne zihni sinirlerimiz var ama neyse... bildirgec.org enteresan şeyleri yayınlıyor sanırım, o bakımdan bu fare muhabbeti de enteresan göründü ki yayınlanmış. Gidip gezip görmek lazım tabi, böyle link vermeyle iş bitmiyor... Gidelim, gezelim görelim, neymiş bu bildirgeç anlayalım...

10 Ekim 2006

Zihni Sinir'den esintiler...











07 Ekim 2006

Seller, Hüzünler...

Bugün de, hüzün dolu bir bağlantı verelim de, geyikten uzak, biraz düşünerek biraz okuyarak vakit geçirelim...

blogcu.com/huznumsel

Hüzünler sel olmuş, akıp çağlıyor, "bize ne" demek mümkün mü?

05 Ekim 2006

Dünyaya Ateş Tilkisi'yle Bağlanın

O kadar yıldır, Mikrosoft'un bizelere sunduğu nimetlerden yararlandık, pek çoğuna para bile vermedik. Bedavadan (korsan diyorlar şimdilerde) internet sitelerini izledik durduk. Ama artık korsanla mücadele diye bir şey uydurdular, yok efendim yazılımımıza para ödememiz gerekiyormuş da, lisanssız ürün kullanmak yasakmış da, gibi düşünceler girenler çok...

Tabii önce fahiş fiyatlar hakkında yorum yapmalı diyenler, bu grubu oluşturuyor. Aslında mesele korsan kullanım ya da lisanslı tüketimden ziyade, alternatifin olmayışıydı şimdiye kadar. Mesela Vindovs'tan başka işletim sistemi mi vardı eskiden? Ya da "bedava" dediğimiz Linüks(Linaks diyenler de var) bu kadar kolay kullanılabiliyor mu mesela? İşte alternatif yokluğundan ötürü bizler ne Vindovs'tan başka işletim sistemi biliyoruz, ne de İnternet Ekplorır'dan başka tarayıcı (Saç mı tarıyoruz internette?)

Artık açık kaynak kodu denen bir olgu sayesinde ortaya çıkan fri lisans olayı ortaya çıkmış durumda. Bakıyorsunuz ki Fayrfoks diye bir tarayıcı mevcut. (Bakınız: Firefox) ve beleş. Evet artık Mikrosoft boyunduruğundan kurtulmak için bir alternatifiniz var. Sahipleri bu adı nerden bulmuş bilmiyorum ama ne demek bu Fayrfoks diye merak edenler çıkabilir. O yüzden başlığa Türkçe anlamını yazarak olayı mütala etmek istedim. Yani Türkçesine bakalım derseniz;
fire: ateş
fox: tilki
firefox: ateş tilkisi gibi bir anlam

Peki bu tilkiyi nasıl bilgisayarımıza indirip kuracağız?

Hemen kafaları kurcalayan bu sorunun cevabını verelim;
Aşağıdaki resme tıklayarak:
Upgrade to Firefox 1.5!

Efendim, tıkladık ve karşımıza enteresan ama bir o kadar da İngilizce yazılmış bir sayfa geldi. Olabilir, hemen telsşa kapılmayınız, hemen yeşilli ovalimsi yazılaın olduğu "Download Firefox" yazısının altında sağda görülen "Other Systems & Languages" yazısına tıklıyoruz ve yeni gelen sayfada en altta bulunan o güzel diliiz Türkçe'yi buluyoruz.

Muhtemelen Vindovs (Windows diye ayzılıyordu sanırım, neyse) kullanıcısı olduğumuz için, Turkish - Türkçe yazısının solundaki ilk "Download" bağlantısına koşuyor ve dünyaya yapacağımız yolculuğun yeni gemisi olan tilkiyi kurmak için gerekli dosyayı kabul ediyoruz.

Artık sanırım gerisini siz halledersiniz. Olmazsa beni durumdan haberdar edin, bakarız bir hal çaresine, kafanızı yormayın.

İyi de ben bu tilkiyle ne kazanacağım? sorusunu duyar gibiyim. Emin olun bu tarayıcı, yılardır internete bağlanırken kullandığınız İnternet Ekplorır'dan (Internet Explorer yazmak istemiyorum şimdi) daha avantajlı.

Deneyin öyle karar verin, farkı farkedin.