Sayfacıbaşının Seyir Defteri: Kasım 2006

29 Kasım 2006

Çekirdek çürürse, yeni bir hayat başlarmış.

ej.am diye bir forum buldum. Bedava hosting muhabbeti lazımdı, foruma üye olup 10 yazı yazarsan 300mb reklamsız alan adı veriyor ve sadece onbeş günde bir forumda aktif olarak görünmen gerekiyor diye okudum ve hemen gidip kaydımı yaptırdım. Ben daha önceden bu Fantastico'yu bilmiyordum (Fantaaastiko, İtalyanca canpaarre gibi hani), on yazı yazıp sanal ej.am aleminde yerimi aldıktan sonra gördüm ki çok faydalı bir olaymış.

Bir önceki yazımda bahsettiğim CMS hadisesi Fantastico sayesinde suya sabuna dokunmadan kendiliğinden halloluyormuş. sadece bir kaç kayıt aşaması var. Saatler süren FTP (fetepe bindirme (upload) operasyonları yok, SQL (esküel) ayarlarını bulup yeni veritabanı eklemek (databeyz, database), yeni SQL kullanıcısı ayarlamak vs vs gibi uzun uğraşlara hiç gerek kalmıyor.

Yalnız; bahtsızlığımdan olsa gerek, en çok kullanılan günlük betiği (blog scripti yani, evet Mozilla'cı abiler script'i güzel Türkçemize betik olarak kazandırmışlar) olan Wordpress'i kurunca ej.am sunucusu kafayı yedi. Destek forumlarından da okuduğum kadarıyla sevgili bedava hostumuz ej.am, Wordpress için "benden bu kadar" demiş. Geçmişte nasıl bir sürtüşme yaşadıklarını bilemiyorum ama, kısaca benim bu Wordpress hayalim suya düştü. Keşke vaktinde yüzmeyi öğretseydim.

Neyse efendim, sevgili Fantastico'muzda bir kaç günlük betiği daha vardı, onlardan da Türkçe'ye uyumlu olan bir tek Nucleus'tu (çekirdek demek). Ben de onu denemek durumundaydım, denedim de. Ve fakat Türkçe karakter sıkıntısını, sevgili meta etiketlerini (gâvur buna meta-tag diyor) kullanmayı öğrendiğim günden beri yaşamamış olan ben, Nucleus'ta nükleer bomba etkisiyle yaşadım. "Aman Allah'ım"dı, "olamaz"dı, fakat olmuştu.

Şimdi; daha önce dayak atmaya teşebbüs ettiğim günlük sağlayıcım Blogger'a minnettarlığımı ifade etmek istiyorum. Ama bu teşekkürümle, Word Verification kazığını unuttum sanmayınız. Blogır bunu unutmuş olabilir ama unutmayın ki: "Unutulanlar unutanları asla unutmazlar"

26 Kasım 2006

Atla, zıpla, joomla

Tembellik had safhaya ulaştı. Zaten kıt kanaat geçindiğim hetemele(html) bilgimle adam gibi bir site yapamayacağımı çok önceden kavramıştım ama yine de bazı şeyler hakîkaten el emeği ve göz nuru olmalı diyordum. Şimdi ise cemeseler (cms), nam-ı diğerle kontent menicımınt sistemleri (içerik yönetik sistemi) vasıtasıyla neler yapılabildiğine bakınca ister istemez ağzımdan şu sözler dökülüyor:

Si em es çıktı mertlik bozuldu...

Öyle yani... Üç kuruşluk kod bilgimiz vardı, artık o da enflasyonla değerini yitirdi. Artık trend, içerik yönetim sistemlerinden yana... Ben de bu trende ayak uydurmalıydım ve kendimce deneyip görerek, seçip beğenerek içerik yönetim sistemleri hadisesinde piyasaya girmeliydim. Ve girdim de.

Şimdi içlerinden en beğendiğimi söyleyeyim, muhtemelen duymayan kalmamıştır ama yine de bilmeyenler de nasiplensin: Joomla

Türkçe destek sitesi biraz geriden takip ediyor ama yine de İngilizcesiyle de idare edilebilir. En azından Pieyçpinük'ten (PhpNuke) iyidir.

16 Kasım 2006

Planın arkasında ne var?

Fark ettiyseniz kaç zamandır arkaplan değişip duruyordu. Ben ateş tilkim Firefox'umla dünyayı röntgenlerken defterim gayet hoş görünüyordu, lakin biraz da İnternet Eksplorır gözlüklerini deneyeyim deyince kendi seyir defterim bile bulanıklaştı.

Bu arada, daha önce biraz ateş tilkisinden söz etmiştim. Buraya tıklayarak o yazıya ulaşabilirsiniz. İşte bu tilkinin 2.0 sürümü uzun zamandır piyasadaydı ama ben yeni yükledim sayılır. Size de tavsiye ederim, işte kocaman logosu:

Firefox 2

İyi seyirler.

10 Kasım 2006

Tam dayaklıksın lan Blogır...

Blogır'ın bloglamalarından biri de tekmetokat.blogspot.com. Aslında onun gibi yazmaya özenmiyor değilim. İstenç dışı bir biçimde geyikoloji üzerinde bir adım daha ilerleme gayretime ben de şaşırıyorum, amma ve lakin bunun uğraşını verdikçe de pek çok gereksiz şey çıkıyor ortaya.

Aslında öyle okuma meraklısı da değilimdir pek, ama oky öyle yazınca okumadan edemiyorum. sanki oky lan! diyor, ben de okyyorum (okuyorum yani). Günlüğün adı da baştan çıkarıcı değil mi yani... Tekmetokat... E bu günlük de tam dayaklık yani...

Bu arada tasarımından da bahsetmem lazım. Bu tasarıma baktıkça içim geçiyor, bu ne yaratıcılık, bu ne güzel bir estetik algısı, bu ne biçimli bir modelleme, bu nasıl bir defter tutma özeni diyor ve durmadan bu tasarıma özeniyorum. Bir gün ben de Seyir Defterimin tasarımına bir el atacağım ama bakalım ne zaman.

Bir de, defterimize ev sahipliği yapan Blogır (Blogger), çok yazı yazılan günlüklere (bloglara) "vörd verifikeyşın(word verification)" adında bir güvenlik sistemi koyuyor. Pek çok Blogır günlüğüm var ama az yazılı olanlarda hiç bu verifikeyşını, yani "doğrulama"yı sormuyordu. hatta burda yazılar çoğalmadan önce de böyle bir şey görmemiştim. Yazılar arttıkça doğrulama muhabbeti ortaya çıktı.

Bana göre sinir bozucu bir durum. Özellikle de uzun yazılar yazdıktan sonra sörvır(server) bana gönderdiği doğrulama kodunu unutuyor, ben, onun unuttuğu kodu doğruluyorum, dolayısıyla da bana "yanlış kod girdin kardeşim.. tekrar girmen lazım" diyor ve boşu boşuna dört beş basamaklı bir süreci tamamlama gereksinimi duyuyorum.

Yani Blogır, bana güvenmiyorsun ve içten içe bana "sıpamcı senii" muamelesi yapıyorsun. Alacağın olsun. Bunca yıllık günlükçüyüm (blogır blogger), hala beni tanıyamamışsın...

Yani bu Blogır da tam dayaklık... Tekmetokat giresim geliyor...

http://tekmetokat.blogspot.com

Not:
on kasım,
on kasım
on kasım benim en büyük yasım!
ilk okulda kaldı böyle şeyler... Cumhuriyetimizin kurucusunu burda yad etmeden geçemeyiz. Ulu önderimizi anıyoruz.

09 Kasım 2006

Hayri Pıtır çılgınlığı

Kaç gündür kardeşimle bilgisayarı paylaşmakta zorluk çekiyoruz. Basit bir internet sitesi yapmayı öğrendiğinden beri o site senin bu site benim sitesi için bilgi topluyor, üstelik sitesinin reklamını da çok iyi yapıyor. Site ziyaretçi sayısı, benim şu ankini üçe katlamış durumda.

Peki ne koyuyor sitesine? Tabii ki Hayri Pıtır'ın resimlerini. Özellikle de Harmoni kızımızı çok beğenmiş. Nerdeyse bütün resimlerini indirdi. Bu ne çılgınlıktır bilmem ki...

Bir de Bigoo diye bir site bulmuş, ne kadar abidik gubidik yazı çeşitleri, resimler, arkaplanlar varsa hepsi orda. Göz yorgunluğu bir yana, tasarım olayında muhteşem yerlere getiriyor insanı! Özellikle upuzun olan yazıları tek satıra koyma çabalarını tebrik ediyorum.

Bu arada Hayri beşinci filmiyle mi, yoksa on beşle mi ne, yakında tekrar bizlerle beraber olacakmış. Sanırım artık yirmisini bitirmiş bir delikanlı abimiz olarak göreceğiz. Bekleyip görelim.

05 Kasım 2006

Nazi mi dedin?

Alman Kültür Merkezi'ni dolaşıp Almancam için kitap bakıyordum. Aralarda bir yerlerde bu kitap gözüme ilişti. Türkçeydi ama pek kalındı. Önce kapağına şöyle bir bakıp yerine koyacaktım ki polisiye bir roman olduğunu farkettim. Üzerinden "Ülkeler ve Polisiye" yazıyordu. Nazi flamaları Almanya ile ilgili olduğuna delalet ediyordu ama yazarın adı Glenn Meade. Yani Alman ismine hiç benzemiyor. Kitabı biraz karıştırınca Latin Amerika ülkelerinden olan Paraguay'ın da adı geçiyor. Zaten bu ara İspanyolcaya da merak sardığım için kitabı yerine geri koyamadım.

Arka kapağını biraz okuyunca gayet de keyifli bir roman olabileceğini düşündüm. Bayram arefesiydi, bir hafta gibi uzun bir zamanım vardı. Bitirebilir miyim diye düşünüp kaç sayfa olduğuna baktım: altı yüz küsür. Günde yüz sayfa okuyabilir miyim, okuyamaz mıyım falan derken, gaza gelip okurum len dediğimi hatırlıyorum.

Neyse kitabı aldım, ilk günler iyi gidiyordum ama hiç hedefe varamamıştım. Bir haftada olmasa da biraz gecikmeyle okuyup bitirmeyi başardım. Daha önce de Jean-Christophe Grangé imzalı "Kurtlar İmparatorluğu"nu okumuştum, o da polisiye romandı ve gayet uzundu. Ama 680 sayfadan daha fazla olup olmadığını hatırlamıyorum. Bu da onun gibi hızlı bittiği için seviniyorum aslında.

Peki bu kitap neden bahsediyordu? Bu da öyle bir iki paragrafla anlatılmaz ama Nazilerden bahsettiğini zaten kapağa bakan herkes kolaylıkla anlayabilir. Ama bu roman polisiye dedik ya, ne alaka Nazilerle, değil mi? Elemanın biri (Paraguaylı bir gazeteci), Paraguay'da Almanya göçmeni bir adamın ölümünü araştırırken çok ilginç bilgilere ulaşıyor ve bunları takip ederken fakat tam olarak açıklayamadan bu konuyla ilgili karanlık güçler tarafından öldürülüyor. Bu ölen Paraguaylının Alman kuzeni de bu olayı Avrupa'daki, interpole benzeyen güvenlik birimlerinden birine gidip açıklıyor. Bu güvenlik birimindeki polisimsi arkadaş da meseleyi araştırırken olayın taa Nazilere dayandığını görüyor. Ve olaylar karıştıkça karışıyor.

Kitabın sonunda da bir sürpriz var. Ne mi? Okuyun görün canım, onu da ben mi söyleyeceğim...

03 Kasım 2006

McDonald's'ı böyle bilmezdim

Hoşuma gitti aslında:

http://www.bildirgec.org/yazi/turk-mcdonalds-tasra-surumu