Sen tırı kullan, Leonardo da vinci
Evet, bu espriyi herkes biliyor, bir yerlerden mutlaka okumuştur. O bakımdan Da Vinci Şifresi filmine başlık ancak bu olabilirdi diye düşünüyorum.Filmlere olan ilgimin çook uzun zaman önce başladığını sanırım sizlerle paylaşmıştım. Hatta o yazının adı da "Sinemafanatik.com forumu"ydu. O zamandan beri pek çok şey değişti. Artık sinemayla aram limoni. Bu limonata tadındaki ilişki, esasında internete olan bağımlılığımdan kaynaklanıyor. Eskiden internet bağlantım yoktu, bilgisayarla iki şey yapıyordum:
1. Diviks izlemek (DivX)
2. Şampiyonşip menecer oynamak (Championship Manager)
-unutmadan: arada bir Vaysiti de oynuyordum (GTA Vice City)
O zamandan bu zamana
neler değişti? Bunun cevabı uzun bir yazı olur. Bahsetmek istediği şey bu değildi. Da Vinci Şifresi'nden bahsedecektim. Beni sinemaya alıştıran arkadaşlarımdan aldığım filmlerden öğrendiğim kadarıyla, popüler yapımlar artık kalitesiz. Gördüğüm kadarıyla, eğer bir kitap çok satanlar (bestseller) kategorisine giriyorsa, muhtemelen bana uymuyordur. Ya da bir film hasılat rekorları elde ediyorsa, büyük olasılıkla sevmeyeceğim bir filmdir. Bunu bildiğim halde, ne diye gidip bu Da Vinci Şifresi gibi, çok konuşulan bir filmi izlemek için vakit ayırdığımı sorarsanız, sanırım cevabı ben de net olarak bilmiyorum. Olsa olsa "can sıkıntısı"dır.
Film, asıl kitaptaki hikayeye ne kadar uygun bilemiyorum, o kalın kitabı okumayı, az önce bahsettiğim nedenlerden ötürü düşünmüyorum, ama filmin senaryosu hakkında ne konuşsam saçmalamış olabileceğimden korkuyorum. Tek katıldığım nokta, "en önemlisi, senin neye inandığın". Gerisi de üstü kapalı Hıristiyanlık propagandası olarak algıladım ben. Yapım her ne kadar "efendim işte bu bir kurgudur, gerçekle neden alaka kurmaya çalışıyorsun!" derseniz, haklısınız, amma ve lakin, pek çok insan böyle anlıyor, ne yapalım.
Her neyse, zaten filmin hikaye kısmında verilen mesajlar beni sıktığı, buhranlara ittiği, daral getirdiği ve hatta "kal geldi" lafına zemin hazırladığı için, "yeter" demeyi daha uygun buluyorum.
Filmde Jean Reno'yla, daha çok Amelie filminden tanıdığımız Audrey Tatou başlıca Fransızlarımızdan. Sözü Fransızlardan açarak "Ermeni Soykırımı" yasası, ve "Fransızları protesto edelim" gibisinden sözlerle devam ettirmek mümkündü ama o konuya da girersem bu yazının sonu gelmez. Amelie deyince de "amele" laı aklıma geldi desem, ortalık iyice bulanır, bu vesileyle bu iki geyik konuyu bir yana iteliyor ve Fransız filmlerinde bolca rastlaştığımız görsel efektlerden bahsetmek istiyorum.
Her ne hikmetse, ne zaman bir Fransız yapımı filmde görsel bilgisayar efektine rastlasam hep aynı duygulara gark oluyorum. Neden hepsi biririni çağrıştırıyor? Kurtların Kardeşliği, Vidocq, Amelie... bütün bu filmlerdeki efektler birbirine benziyor, ama bir de Dövüş Kulübü (Fight Club) ve başka bir David Fincher yapımı olan Panik Odası (Panic Room)'na bakıyorum, hiç bir benzerlik göremiyorum. Bu da cevaplanmamış sorularımdan biri olarak seyir defterimin bir köşesinde bulunsun.
Artık ne hakkında yazdığımı bile unutmuşken filmlerle ilgili bir kaç site adresi yazayım, belki birileri merak ediyordur:
Amazon : www.amazon.com
Filmlerin dividikapaklarındaki resimleri felan burdan bulabilirsiniz. Mesela ben öyle yaptım.
Imdb: www.imdb.com
Sinemayla ilgili en otorite sitelerden biri. Kim hangi filmde oynadı, ne zamandı, kim yazdı yönetti gibi bilgilere ulaşmak kolay. Mesela bu yazı için ben ordan yararlandım.
Başka bir internet serüveninde buluşuncaya dek, saygılar sunuyorum.



0 Yorumlar:
Yorum Gönder
<< Anasayfa