Sayfacıbaşının Seyir Defteri: Aralık 2006

28 Aralık 2006

Farkı fark edin

Farkında olmak apayrı bir şey. Yolda giderken aslında ne kadar çok şey yaşayıp ne kadar az şeyin farkında olduğumu fark edebilmiş olmam bile büyük bir başarı sayılır benim için. Örneğin uzun zamandır sabah erken kalkmadığımı fark ettim. O günleri de hatırlıyorum, öyle çok uzun zaman önce de değil aslında, belki birkaç hafta önceydi. Saat 5 gibi kalkıp öğlene dek internet başında oturduğum günlerim. Asansörü kullanmak istemeyişim, içimdeki o kaynağı bilinmez enerjidendi. Artık o kaynak gitmiş ya da bir yerlere saklanmış olmalı zira asansörü kullanmayı tekrar alışkanlık haline getirdiğimi yeni fark ettim.

Posta kutusuna da baktım dün eve geldiğimde ve bu işi yine uzun zamandan beri yapmadığımı anımsadım. Acaba hayatımda ne değişmişti? Kitap okumayı bıraktığım günü bile hatırlamıyorum, o kadar uzun bir zaman geçmiş üzerinden. Halbuki hep de aklımda o planlarım: her gün bir saat kitap… Nerde… Ya gazete? Fener’in en son maçı kiminleydi acaba? Şampiyonluğa oynayıp oynamadığını bile bilmiyorum.

Tırnaklarıma bakıyorum, sağ elimdekilerin uzun olması gerekmiyor muydu? Madem gitar çalacaktım, uzasındılar ama uzun değildiler. Gitar mı dedim ben? Sahi ya, gitarımı kime vermiştim? Yoksa evde miydi… Nereye koyduğumu da hatırlamıyorum. Satmış olabilir miydim? Sanmam.

Peki ya şöyle Fight Club tadında düşünsel bir filme ne zamandır gitmedim? “Divx”ci yeni bir arkadaş bulsam iyi olacak belki de. Ne de olsa Casino Royale o kadar da düşündürmemişti beni.

***

Bugün sabah erken kalktım ve güneşe baktığımda gözlerimin kendiliğinden kapandığını, hafif bir acı verdiğini yeniden hissettim… Farkında olmak ayrı bir şey… Farkı fark etmek güzel.

17 Aralık 2006

Oralet Osman

Eski Türk filmlerinden Oralet Osman:

İzlemek için tıklayın!

13 Aralık 2006

Direniş başladı! "Yeniliğe hayır, eskiye devam" anlayışı sürüyor

Dün yeni dizüstü bilgisayarıma kavuştum. İnsanın eski alışkanlılarını bırakması zor oluyor. Özellikle de dizüstü bilgisayarlara hiç alışamamış biri olarak, masaüstünden dizüstüne geçmek benim için gerçekten sıkıntılı bir dönem.

Bana dediler ki, "Sana bu bilgisayarı, içinde ücretsiz Linux kurulu verceğiz". Ben de Linux lafını duyunca acayip heyecana kapıldım. "Aman YaRabbi, sonunda bi' Linüks kullanıcısı olacağım sanırım" diyerek sevinç çığlıklarına boğulmuştum. Dün bilgisayarı alırken ise dediler ki;

"Biliyorsunuz artık kimse lisanssız yazılım vermiyor, onun için işletim sistemi olarak biz de Windows veremiyoruz (paralı ya, o yüzden yani), onun yerine de Linux yüklü geliyor bilgisayarlar. Fakat biz Linux bilmediğimiz için ayarları nasıl yapılıyor, nasıl çalışıyor size söyleyemiyoruz. Siz bildiğiniz gibi, bir Windows CDsi bulup normal yüklemenizi yapın, ardından da -bana baska bir cd göstererek- bu sidideki(cd'deki) sürücüleri yükleyin." dediler. Şok olmam an meselesiydi. O anda kulağımda, Linux kullanmanın daha zor olduğu, kurulumunu sadece bu işten anlayanların yapabildiği vs. çınlamalarını az da olsa hissettim. Ama yine de pes etmek yoktu. Ne yapıp edip bir Linüks (ya da bir hocamızın deyimiyle Linaks) kullanıcısı olmalıydım, elimdeki bu fırsatı değerlendirmeliydim.

Ama ne o kadar sabırlıyım, ne de öyle çabucak bir Linux CDsi bulabileceğimi sanıyorum. "Hani kurulu gelmişti?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Evet dizüstü bilgisayarımda binbir Linux çeşidinden hiç bilmediğim, duymadığım biri vardı: Linpus Linux

Kısaca: bir DOS ekranına benzer birkaç satırı görebildiğimiz "core"... Yani elimde bir işletim sistemi değil, siyah kod satırı vardı. On- on beş senelik bilgisayar hayatımda illa ki DOS ekranına karşı bir aşinalık duymuşumdur ama bu Linux başka bir alem... Gerçekten... Uzun uğraşlar sonucu birşey yapamayacağımı anlayınca eski tas eski hamam diyerek Vindovs EksPi'ye geri döndüm.

Yine de yeniliğe direniş her zaman olmuştur ve olacaktır. Olağandan vazgeçmek ne kadar heyecan verici olsa da zorluğu yadsınamaz.